KAMULAŞTIRMASIZ EL ATMA DAVASI

KAMULAŞTIRMASIZ EL ATMA DAVASI

 GENEL OLARAK

                Mülkiyet hakkı öyle bir haktır ki; anayasal teminat altına alınmış, kişiye sıkı sıkıya bağlı, dokunulmaz, vazgeçilmez ve öteden beri kabul edildiği üzere kutsal bir haktır.

Kamulaştırmasız el atma davasının temelini esasen mülkiyet hakkı oluşturmaktadır. Kamulaştırmasız el atma: yasalara uygun kamulaştırma işlemi yapılmaksızın, idarece sahiplenme saiki ile kalıcı olarak el koymak suretiyle, hukuken kendisine ait olan gayrimenkul üzerindeki fiili kullanım hakkının idare tarafından belli gayeler ile engellenmesi olarak tanımlanabilir.  Bu durumda idarece mülkiyet hakkı ya kısıtlanmakta ya da tamamen engellenmektedir. İdarenin yasal bir dayanak olmadan, taşınmaz üzerinde fiili tasarrufta bulunması ya da malikin tasarrufta bulunmasını hukuksal olarak engellemesi de bir başka tanımıdır. El atma fiili olarak gerçekleşebileceği gibi hukuken de gerçekleşebilir. İleride değineceğimiz üzere kamulaştırmasız el atma davasında önemli olan fiili, hukuki el atma kavramlarını ayırarak davayı usul hukukuna uygun açabilmektedir.

FİİLİ EL ATMA MI, HUKUKİ EL ATMA MI?

                İdarenin bir plana göre kamulaştırma kararı olmaksızın, taşınmaz malikinin mülkiyet hakkına müdahale etmesi halinde fiili el atma söz konusu olmaktadır. Hukuki el atma ise, idarece tanzim edilen imar planlarının, fiilen uygulanmaması ve fiilen kamulaştırma yapılmaması sonucunda yapılan el atmadır. Bu durum daha ziyade usul hukuku ve bu sebeple davanın baştan reddedilmemesi açısından önem taşımaktadır.

Bu kıstası belirleyebilmek adına şu hükme dikkat edilmelidir: 11.06.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6487 sayılı Yasa ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun değiştirilen Geçici 6. Maddesinin 10.fıkrasında: “Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulamasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda dava açılabilir. Bu madde hükümleri karara bağlanmamış veya kararı kesinleşmemiş tüm davalara uygulanır.”

                Bütün bu hususlar göz önünde bulundurularak, taşınmaza fiilen el atılıp atılmadığı kesin olarak saptanarak el atıldığının tespiti halinde davanın adli yargıda aksi halde ise mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamanın, dava konusu taşınmazların, genel ve düzenleyici bir işlem olan imar planıyla kamu hizmetine özgülenmesinden ve bu planda öngörülen kamulaştırma işlemlerinin zamanında yapılmamasından kaynaklandığının kabulü ile idari işlem ve eylemden doğan zarara ilişkin davanın  idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 114/1-b ve 115/2. Maddeleri uyarınca davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğine karar vermektedir.

EL ATMA HALİNDE NELER TALEP EDİLEBİLECEKTİR?

                Maalesef kamulaştırmasız el atma davası uzun süre yasal dayanağına kavuşamamış, Yargıtay ve İçtihadı Birleştirme Kararları ile uygulama bulmuştur. Bu sebeple kamulaştırmasız el koymaya ilişkin davaların temelini oluşturan içtihatlarda;  taşınmazına, kamulaştırmasız el konulan malikin, el atmanın önlenmesi davası açabileceği gibi, sürece devam eden bu eylemli duruma razı olduğu takdirde taşınmaz bedelini isteme hakkı olduğu kabul edilmiştir.  Esasen, taşınmazına kamulaştırmasız el konulan kimsenin, ilgili kamu tüzel kişisi aleyhine el atmanın önlenmesi davası açabileceği gibi, tazminat verilmesini de isteyebileceği, 16.05.1956 gün ve 1/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile çözüme bağlanmıştır. Bedel talebi ile dava açılma halinde ise, dava tarihindeki değerinin belirlenerek tahsiline karar verileceği de söz konusu içtihatlarda vurgulanmıştır.

TERDİTLİ TALEPTE BULUNULABİLİR Mİ?

                 Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin, 2003/11522 E., 2003/12923 K. Ve  6.11.2003 tarihli kararında özetle;

“…Davacı dava dilekçesinde, İçtihadı Birleştirme Kararında yazılı her iki davayı terditli olarak açtığından, mahkemece davacıya mehil verilmek suretiyle, davasını hangi sebebe hasrettiği, diğer bir deyişle, meni müdahale mi yoksa, taşınmaz bedelini mi istediği açıklattırılmalı, daha sonra yapılacak keşif sonucu alınacak rapora göre davanın hasredildiği neden yönünden esastan incelenip karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı olduğu şekilde terditli olarak hüküm kurulması…”

Ve yine Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin 2002/619 E., 2002/2627 K. ve 4.2.2002 tarihli kararında özetle;

“…16.5.1956 gün 1 Esas – 6 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme kararına göre taşınmazına kamulaştırma yapılmadan el konulan mülk sahibi, el atan idare aleyhine men’i müdahale davası açabilir veya bu eylemli duruma razı ise; taşınmazın dava günündeki bedelini isteyebilir. Diğer bir deyişle içtihadı birleştirme kararında mülk sahibine seçimlik hak tanınmıştır. İdarenin seçimlik hakkı yoktur…”

kararlarına aynı dairece farklı tarihlerde hükmedilmiştir

İDAREYE BAŞVURU VE UZLAŞMA TALEBİ ŞART MIDIR?

                Bu konuyu iki halde ayrı ayrı incelemek faydalı olacaktır:

A-) Fiili El Atma

 1) 9/10/1956 tarihi ile 4/11/1983 tarihleri arası fiili el atmalarda 2013 sonrası için açılacak davalarda: İlk 6 fıkrada düzenlenmiştir. Adli yargı görevlidir ve uzlaşma başvurusu dava şartıdır. Uzlaşma yapılmaması halinde usulden ret kararı olasıdır.

 2) 4/11/1983 tarihi sonrası fiili el atmalarda: 13./ (son) fıkrada düzenlenmiştir. Adli yargı görevlidir. Uzlaşma başvurusu gerekmemektedir. Dolayısı ile dava şartı olarak dikkate alınmadan davanın esasına girişilmesi gerekmektedir.

B-) Hukuki El Atma

1) 9/10/1956 tarihi ile 4/11/1983 tarihleri arası el atmalarda: 10. fıkrada düzenlenmiştir. İdari yargı görevlidir.

2) 4/11/1983 tarihi sonrası el atmalarda: Herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Yukarıda izah ettiğimiz içtihatlar ışığında hareket edilmelidir.

Kamulaştırma Kanununun Geçici 6. Maddesinde yer alan  ‘’Bu maddeye göre yapılacak işlemlerde öncelikle uzlaşma usulünün uygulanması dava şartıdır.’’  düzenlenmesi ile ‘’uzlaşma’’ dava şartı olarak kabul edilmiştir. Diğer bir ifade ile dava açmadan önce uzlaşma usulünün uygulanması zorunludur.

Yasada süreç ile ilgili olarak şöyle açıklama yapılmıştır.‘’ Uzlaşma görüşmeleri, hukuki veya fiili engel bulunmadığı takdirde davete icabet tarihinden itibaren en geç altı ay içinde sonuçlandırılır.’’ denilmektedir. Buna göre; müracaat üzerine idare tarafından kurulacak uzlaşma komisyonu, müracaatta bulunan maliki uzlaşma görüşmeleri için davet etmeli ve davete icabet tarihinden itibaren de bu görüşme altı ay içinde sonuçlandırılmalıdır veya müracaat üzerine idare müracaatta bulunan maliki uzlaşma görüşmelerine davet etmemişse yine bu sürenin bitimi beklenmelidir. Yani başvurudan itibaren geçecek olan bu altı aylık süre dava aşamasına geçilmesi için aranan bir şart haline dönüşmüştür.

Uzlaşmazlık halinde ise; yukarıda ifade edildiği gibi uzlaşma görüşmelerine başlamak ve idare ile uzlaşmak istenmiyorsa  ‘’İdare ve malik arasında uzlaşma sağlanamadığı takdirde, uzlaşmazlık tutanağının tanzim edildiği tarihten itibaren üç ay içinde malik veya idare tarafından bedel tespiti davası açılabilir’’ hükmüne paralel olarak uzlaşmazlık tutanağı tanzim ettirmek ve üç ay içinde de dava açmaktır. Yani uzlaşma sürecinin bitiminden itibaren başlayan bu üç ay dava açma süresidir.

ZAMANAŞIMI

                Zamanaşımı konusunda ilk olarak, 08.11.1983 gününde yürürlüğe giren 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 38. maddesinde, kamulaştırmasız el koymadan kaynaklanan davalara süre yönünden bir sınırlama getirilmiş ise de; bu hükmün, Anayasa Mahkemesinin 04.11.2003 tafta Resmi Gazetede yayımlanan 10.04.2003 gün ve 2002/112 Esas, 2003/33 karar sayılı kararıyla iptal edilmesi sonucu, idarenin kamulaştırmasız el koyma işlemine karşı hak sahiplerinin dava hakkını yirmi yıl ile sınırlayan hak düşürücü süre ortadan kalkmıştır. Ancak özellikle yukarıda belirttiğimiz süreler ve idari yargı koluna giren işlerde, İdari Yargılama Usulü Kanunu’ndan kaynaklı zaman aşımı süreleri dikkate alınmalıdır.

KAMULAŞTIRMASIZ EL ATMA DAVALARINDA GÖREV VE YETKİ TARTIŞMASI

                Görev ve yetki tartışmasına girebilmek için öncelikle fiili el atma & hukuki el atma tespitini yapabilmiş olmamız gerekmektedir.

İmar uygulamalarından kaynaklanan hukuki kamulaştırmasız el atma davalarına ilişkin yapılan düzenleme madde metninde yer alan ifadesiyle “uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulanmasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar”, denilerek hukuki kamulaştırmasız el atma tanımlanmıştır.

                “Uzun yıllar programa alınmayan imar planının fiilen hayata geçirilmemesi, kamulaştırma veya takas yoluna gidilmemesi yoluyla davalı idarenin, malikin taşınmaz üzerindeki tasarruf hakkını uzun süreli ve belirsiz süreler boyunca yıllarca kullanılamaz hale getirildiği ve dolayısıyla malikin taşınmazdan mülkiyet hakkının özüne uygun şekilde yararlanma olanağının ortadan kaldırıldığı, özellikle de taşınmaz malikinin mülkiyet hakkının hukuksal bir sebebe dayanmadan yıllarca idarece engellendiği” yargı karar ve içtihatları ile kabul edilmiş bir gerçektir.

Bu nedenle kamulaştırmasız el koyma vakıasının sonucu olarak “idarenin hukuka aykırı eylem veya eylemsizlikleri nedeniyle mülkiyet hakkı engellenen tüm taşınmaz mal sahibi olan davacıların, dava yoluyla kamulaştırmasız el koyma hükümleri doğrultusunda mülkiyetin bedele çevrilmesini, yani idareden mülkiyetinin değer karşılığını dava yolu ile isteyebileceği hükme bağlanmış ve bu davada görevli yargı yeri ise İdare Mahkemeleri” olarak belirlenmiştir.

Yetki konusunda ise, HUMK’nun 13. maddesi gereğince genel yetki kuralı olan taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin yetkili olduğu hükmedilmiştir.                                                                                                                                   

 

Yazan:     Avukat Aypar Altuğ EROĞLU